Adet, Gelenek ve Görenekler: Gelenek ve görenekler,bizi beşiğimizde karşılar, mezarımızda bırakır. 

Adet ya da gelenek ve görenekler, nesilden nesile geçerek sürüp gelen yaşayışlardır. İyi, güzel adetler olduğu gibi, batıl olan, hurafeye kaçan gelenek ve görenekler de vardır. Bunların bir bölümü halk arasında kendiliğinden yaşamakta, bazıları da resmi hüviyet altında yapılmaktadır. 

Isparta ve Uluborlu'da yapılan "Kiraz Bayramları", yine Isparta'daki "Halı ve gül Festivali" resmi hüviyete bürünen geleneklerdir. 

Isparta'daki Kiraz Bayramı, kiraz, ceviz ve kestane ağaçlarının içinde bir yaylayı andıran, Dere ve Yenice Mahallelerinde kutlanır. Haziran ayının ikinci Pazarı başlar, üç hafta süre ile her Pazar yapılır. Mahalle sakinleri, yakın akraba ve dostlarını davet eder. Akşama kadar kiraz bahçelerinde süren eğlenceler, oyunlar, sokaklarda akın akın gelen giden gruplar bölgeyi hareketlendirir. Ayrıca bu gezintiler ve eğlenceler kız beğenmede etkin bir rol oynar. 

Ispartalılar dini örf ve adetlerine çok bağlıdır. Bilhassa Üç Ayların girişiyle normal yaşayışın da değiştiği görülür. Hayır, hasenat işleri artar. Mübarek günlerde topluca mahalle camisini, minareyi, cami meydanlarını "Tırtıl" adı verilen renkli kağıtlarla süslerler. Bunların, bir başka mahallenin gençleri tarafından çalınmaması için, yaşlısı, genci, nöbet tutar. Bir saldırı anında top yekûn müdafaaya geçilir. Rivayet olunur ki, geçmiş yıllarda böylesine bir müdafaa anında cinayet bile işlenmiştir. Çünkü tırtılın muhafazası mahallenin muhafazası ile eşdeğer tutulur. 

Esnafın arasında Ahi Evran Geleneği'nin hala sürdürülmekte olduğu nadir illerimizden birisi de Isparta'dır. Aynı zanaat ve ticaret erbabı, dün Arasta'larda toplanırlardı; bugün ise Site'lerde toplanmaktadırlar. dünkü Ayakkabıcılar Arastası, bugün Ayakkabıcılar sitesi; dünkü Tuhafiyeciler Arastası, bugün Tuhafiyeciler Sitesi olarak ad değiştirmektedir. 

Eski örf ve adetler, bugün varlığını Arasta'larda sürdürmektedir. Dükkanı kilitlemeyip kapıya bir sandalye koyup gitme gibi... Kandillerde (Regaip, Miraç, Mevlit) Arasta'yı Tırtıllarla süsleme ve pişi, pide, helva, yani Sıcak Dağıtma gibi... 

Atabey'de Ramazan Bayramlarında, her mahallenin zenginlerinden bir veya birkaç kişi "okucu" adı verilen davetçiler çıkararak, mahalledeki erkekleri yemeğe davet ederler. 

Bayram Namazı kılındıktan sonra, topluca mezarlığa gidilerek geçmişlerin ruhuna Fatihalar okunur. Sonra, yine topluca "Bayram Yemeği" için davet edildikleri eve giderek yemeklerini yerler. 

Isparta ve çevresinde doğum ve çocuk görme, diş çıkarma ve ölüm adetleri aşağı-yukarı benzerlik gösterir. 

Çocuk doğunca, hısım akraba o eve çocuk görmeye giderler. Çocuk görme 3 günlükten, 7 aya kadar yapılır. 8 aylıktan sonra çocuğu görmeye giden olmaz. Yakın akrabalar, kendi aralarında kararlaştırıp çocuk görmeye giderler. Hazırladıkları hediyeleri, öğle yemeğinden sonra alıp çocuk evine gidilir. Hediyeler uygun bir şekilde verilir. 

Çocuk bir-bir buçuk yaşına geldiği ve diş çıkarmaya başladığı zaman, dişin zahmet vermeden çıkması için "Gölle" adı verilen nohutlu buğday haşlaması ile çeşitli yemişler, akraba, dostlar ve yakın komşular huzurunda çocuğun başından dökülür. Huzurundakiler bu gölleyi ceviz, badem, fıstık ve diğer yemişlerle beraber yiyip sohbet ederler. 

Aileden bir kişi ölünce dini vecibeler yerine getirilir. Şayet ölenin yakınları uzakta iseler, ölü gömülmez, bekletilir. Bütün aile yakınları ve akrabaları tarafından "katmer"edilir. Başsağlığına gelenlere ikram edilir. Ölüm halini takip eden bir hafta veya on gün, çeşitli yemeklerle birlikte akşam yemeğini yemeğe gelirler. Getirdikleri yemekleri onlarla birlikte yerler ve ailenin acısını paylaşırlar. Onların yalnız bırakmazlar. 

Ölenin 7. günü pişi (bir çeşit hamur işi) yapılır, dağıtılır. 52. günü de yemek verilir ve Mevlid-i Şerif okutulur. Diğer geleneklerin bir kısmını şu şekilde sıralayabiliriz. 

Cuma günü mübarek olduğu için işe gidilmez. Salı günü yeni bir işe başlanmaz. Başlanan iş sallanır, sonu gelmezmiş. Hamile olan kadına noksan vücutlu çocuk gösterilmez. Gösterilirse çocuğun da noksan olacağına inanılır. Geceleyin evin üzerinde ve yakınında baykuş öterse, o evden yakında bir ölü çıkacağına işaret sayılır. Küçük çocuklar geceleyin aynaya bakıtılırsa bahtının kapanacağına inanılır. Gece sakız çiğnenirse, ölü eti çiğnendiğine hükmedilir. 

Yalvaç'ta ve Pazar kurulan bazı yerlerde "Pazar Duası" yapılmadan hiç kimse alış-veriş yapmaz. İmam Efendi tarafından yapılan dua belediye hoparlörü vasıtasıyla duyurulur ve alış-veriş başlar. 

Pazar duası metnini aşağıya alıyoruz: 

Hamdü sena alemlerin Rabbi olan Yüce Allah'a, salatü selam Hz. Muhammed Aleyhisselam efrad ve ailesine, ashab ve ümmetine ve büyük milletimize olsun. Bize bizden daha yakın olan Yüce Rabbimiz, işlerimizi kolaylaştırır, rızkımızı bollaştır, haramdan uzaklaştır, helaline yaklaştır, bizi hoşnutluğa yaklaştır. Her türlü zorluktan, varlık içinde darlıktan, kibir ile mağrurluktan aldanmak ve aldatmaktan, sonunda pişmanlıktan, sen bizleri koru Yüce Rabbimiz. Biz yalnız sana kulluk eder, her türlü yardımı da senden isteriz. Elimizi boş çevirme, bizleri doğru yoluna ilet. Azıp sapmışlardan ya da gazabına uğramış olanlardan eyleme, Yüce Rabbimiz. Alış-verişlerimizi devamlı, tuttuğumuz işlerimizde sabırlı, cesaretli ve metanetli, ahlak ve faziletli, sözümüz ve işlerimizde, doğrulukta daim eyle, Yüce Rabbimiz. İslam ülkelerini ve güzel yurdumuzu, faziletli, asil milletimizi ve ordularımızı, bizi sana ulaştıran her şeyimizi; yerden, gökten, dıştan ve içten gelebilecek bütün kötülüklerden ve musibetlerden, bela ve afatlardan, işgal ve istilalardan, sevgililerin hürmetine, sen bizleri koru, Yüce Rabbimiz. Amin. Velhamdülillahi Rabbil alemin el fatiha." 

Düğünler: Türk sosyal yapısının en önemli kuruluşu olan ailenin kuruluşunun ve işlerliğinin sağlanması, üzerinde önemle durulan konulardan biri olmuştur. İlimizde evlenmelerde özellikle yaş, sosyal ve ekonomik denklikler gözetilir. Evlenmelerde kız anaları, gelinlik çağına yaklaşan kızına, eş olacak, yakışacak damadı beklerken, oğlan anaları da oğluna hayat arkadaşı olabilecek serpilmiş kızları araştırırlar. 

"Erken kalkan yol alır, erken evlenen döl alır." Ataların sözüne uyarak ergenlik çağına giren kız ve erkekler küçük yaşta evlendirilirler. Evlenmelerde erkeğin ve kızın fikrine bakılır. Ailelerin görüşüne ve gençlerin rızalarıyla gerçekleştirilir. "Kızı keyfine bırakırsan zurnacıya, oğlanı kendi haline bırakırsan bir yosmaya gönül verir." Atalar sözünden hareket edilerek, ana ve babanın kararı haricinde hareket etmek saygısızlık sayılır. 

Evlenme yaşına gelen erkekler, düşüncelerini ya aracılar tarafından ailelerine bildirir ya da babasının ayakkabısını hanaya çiviyle çakmak, gündüz lambayı yakmak, zamansız ezan okumak, pilava kaşığı saplamak gibi hareketlerle bu isteği ailelerine ulaştırmak isterler. 

Kız ve erkeğin seçiminde soy ve sülalenin araştırılmasına özen gösterilir. "Anasına bak, kızını al, kenarına bak bezini al." "Kız anadan öğrenir bohça düzmeyi, oğul babadan öğrenir sohbet gezmeyi," sözleri, bunun belirtisidir. Yakın akraba evliliklerine bazen izin verilir, sütkardeşlerin evliliklerine ise asla izin verilmezdi. Bazı aileler; geçimsizlik olur gerekçesiyle, akraba evliliklerine rıza göstermezken, bazı aileler de mallarının dış çıkmasını önlemek için akraba evliliğine "evet" derlerdi. Tek kızı olan ailelerin bir bölümünde "iç güveyi" alma özelliği vardır. Yaşı geçen kızların evlenmeleri ile ilgili "baht açma" "kızın bahtını satma" gibi inançlara başvurulurdu. 

Görücülüğe Gitme:

Kız Seçimi: Oğlan anasının çevrede yaptığı araştırmaları, akraba ve tanıdıkların tavsiyeleri, evlenme çağına gelmiş oğlanın ağzının yoklanması sonucu yapılan araştırmalarla tespit edilen kızların evine görücüler, kendi aralarında kararlaştırılan bir günde, haber vermeden giderler. Hiç görmedikleri bu yabancı konukların ziyaret sebeplerini anlayan ev sahibi, konuklarına gereken saygıyı gösterirse de, kızlarını birden bire verecek izlenimi yaratacak davranışlardan kaçınırlar. Bu nedenle konukların başörtüleri alınmaz, onlara kahve ikram edilmez. 

Görücülerin her biri kızın özelliklerini anlamak için evin düzenini, temizliğini, el becerilerini gözden geçirirler ve kızı yakından görebilmek için su vb. ihtiyaçlarını isterler. 

Eve dönen görücüler, gördüklerini ortaya atar ve kızı ile ailesi hakkında olumlu ya da olumsuz bir karara varırlardı. Sonuç, baba ve en yakın akrabalarla görüşüldükten sonra bir aracı ile oğlana söylenirdi. Kız, oğlana gösterildikten sonra kesin sonuca varılırdı. Bu süre zarfında kız evi de oğlan hakkında gizli araştırmalarını yapardı. 

Kız İsteme: Kızın seçiminden sonra, sıra kız isteme işine gelirdi. Kız isteme işine kadınlar, hem erkekler tarafından yapılır. Önce oğlan tarafının yakın akrabalarından bir grup, istemek için tekrar kız evine giderlerdi. Kısa bir sohbetten sonra, önceleri "Sizin tutmaç keseni, bizim kalem tutana uygun ve münasip gördük." Daha sonraları ise "Allah'ın emri, Peygamberlin kavliyle kızınızı, oğlumuza münasip bulduk. Siz ne dersiniz?..." denilerek kız istenir ve oğlanın hüner ve meziyetleri sıralanır. Kız evi ise "iyi geldiniz, hoş geldiniz ama kızımız küçük, borçluyuz, evimiz pek yalnız. Çocuk da giderse elimiz, ayağımız kuruyup kalacak," cevabını verirler. Kızı isteyen taraf da "Biz sizi sıkmayız. Hepsinin kolayı bulunur. Kızın yeri iyidir. Kaçırmayınız," gibi gönül alıcı sözler sarf edeler. Eğer kız tarafı verimkar ise "Allah nasip etmiş ise ne diyelim!" ya da "Bir kaç gün sonra cevap verelim," derlerdi. Oğlan evi, kızın verilip verilmeyeceğini, kendilerine yapılan ikramdan, ayakkabılarının çevrilmesinden, uğurlanmalarından anlamaya çalışırlar. Kız evi olumsuz cevap vermek istiyorsa, kızlarının henüz gelinlik çağına gelmediğini, başka bir tarafa sözleri olduğunu, henüz düğün edemeyeceklerini ileri sürerek hatır kırmamaya çalışırlar. Oğlan evinin, kız evine ikinci ve üçüncü gidişlerinden sonra "Birliğimiz tamamdır. Bir kere de babasından istenilmesi muvafık olur," denilerek kesin cevap erkeklere bırakılır. Daha sonra erkekler bir yerde toplanarak isteme işi tamamlarlar. Söz kesimini nişan izler. Söz kesilmede, bunun belirtisi olan küçük hediyeler verilir. Sözgelimi, "mendil alma" gibi. 

Nişan Töreni: Oğlan evinin uygun bulduğu bir günde nişan töreni yapılacağı, önceden kız evine bildirilir. O gün kız evinde misafirlere yemek verilir, masrafları oğlan evi tarafından karşılanır. Oğlan evinin sosyal ve ekonomik durumuna göre takılması gereken takılar gönderilir. O gün öğleden önce, misafirler kız evinde toplanır, kızın arkadaşları özel olarak çağrılırdı. Kız ve oğlan evinin misafirleri ayrı odalarda bulunurlardı. Kızın yürüyeceği yerlere kıymetli kumaşlar serilir ve bir top kumaş kızın başına örtülürdü. Oğlanın en yakın yenge ve ablası, gelinin kolundan tutarak oğlan evinin bulunduğu odaya götürür, kocası ölmemiş ve başı bozulmadık bir kadın tarafından yüzüğü sağ eline daha sonra da önce sağ, sonra sol kulağına küpeleri takılırdı. Bunu altın, elmas gibi takılar izlerdi. Gelin, nişandan sonra, önce oğlan evinin büyüklerinden başlayarak el öper, daha sonra akrabalar tarafından takılar takılırdı. 

Bunu şerbet içme töreni ve eğlentiler izlerdi. Bu eğlentiler yemeklerle son bulurdu.

Sini Hediyesi: Nişandan bir kaç gün sonra, kız evinden oğlan evine "sini hediyesi" gönderilirdi. Sinide güvey için hazırlanan iç giysisi, yakınları için de küçük armağanlar bulunurdu. Nişanla düğün arasında kızın çeyiz hazırlamasına yetecek bir süre bırakılırdı. Bu sürenin uzamamasına özen gösterilirdi. Çeyiz; gelin ve güveyin iç çamaşırları, kimi dış giysileri, güveyin yakınlarına verilecek armağanlar ve gelinin yatak odası takımlarından oluşurdu. Oda takımına. yörede "düzen" denilirdi. Çeyiz hazırlığına çocuk küçükken başlanırdı. Ancak son yıllarda el işlemeleri dışındaki eşya çarşıdan alınmaktadır. Düğünden bir hafta on gün önce "elbise kesimi" yapılırdı. Seçimi kız tarafı yapar, giderleri oğlan tarafı karşılardı. 

Bu hazırlıklardan sonra "okucu" (okuyucu) çıkarılarak düğün günü duyurulurdu. Konuklar çağrılırdı. Okucu çıkan kişi tatlılık getirmesi, uğurlu olması için ilk karşılaştıklarına katmer, helva ve pide verilirdi. Erkek okucular ise şekerle çağrıya çıkardı. Çağrılanların Pazar günü yük yığmaya, Pazartesi tel hamamına, Çarşamba gelin hamamına ve kınaya, Perşembe gelin çıkarmaya ya da karşılamaya beklendikleri duyurulurdu. Uğursuz olacağı inancıyla Salı boş bırakılırdı. 

Yük Yığma: Oğlan evinin aldığı sandık, yaygı, giysi, takı gibi armağanlar, Pazar günü davetlilere sergilenirdi. Bunlardan geline ilişkin olanlar akşam gelin sandığına, öbürleri de başka sandıklara konarak kız evine gönderilirdi. "Yük yığma" denilen bu sandıkları getirenlere kız evinin büyükleri çeşitli armağanlar verirdi. 

Tel Hamamı: Oğlan evi Pazartesi sabahı, yakınındaki hamamlardan birini kiralardı. Konuklar kapıda karşılanır, gelenlere uygun yerler gösterilir, sabun ve kına verilirdi. Gelin yıkandıktan sonra saçı örülür, zülüf kesilirdi. Pide, meyve, çerez sunulur ve konuklara akşam kınaya beklendikleri bildirilirdi. Kına gecesi Yalvaç yöresinde "gelin okşama" diye adlandırılırdı. (Anadolu'da gelin ağlatma karşılığı) Kına yakılmasından sonra "çekici" denen kadın, gelinin yakınlarından birini kaldırarak oyunu açardı. Gelin ve güvey anaları bahşiş verirdi. 

Gelin Hamamı: Çarşamba günü öğleden akşama kadar sürerdi. İki tarafın konukları katılırdı. Kimi yerlerde kına gecesi, gelin hamamının yapıldığı akşam düzenlenir ve kına helvası hazırlanırdı. Ancak, gelinin kınası, konuklar dağıtıldıktan sonra yakılırdı. Bu sırada çok yakın akrabalar gelinin yanında bulunur, el ve ayaklarına kına yakarlardı. Kimi yörelerde de evlendiğinin anlaşılması için güveyin avuç içine de kına yakılırdı. Oğlan evinde düzenlenen kına gecesi, yörede "Semah Gecesi" diye adlandırılırdı. Uluborlu yöresinde gelin hamamına "saç çözme hamamı", kına gecesine de "kına basma" denirdi. 

Gelin Çıkarma: Oğlan evinin büyükleri önde, öbür davetliler arkada olmak üzere (kimi yörelerde güveyi de yanlarına alarak) Perşembe sabahı kız evine gidilirdi. Arkadaşları, düğün alayı gelinceye kadar gelini hazırlarlar, çeşitli eğlenceler üzüntüsünü gidermeye çalışır, (gelin okşama) kimi yörelerde de güveyin arkadaşları, Perşembe sabahı (güvey hamamı) düzenler, ondan sonra gelin çıkarmaya gidilirdi. Kız evine gelindiğinde 'Cezayir' denilen hava çalınırdı. Gelin ata, günümüzde gelin arabasına bindirilip oğlan evine gelindiğinde de karşılama töreni ve eğlenceleri yapılırdı. Gelin önde, güvey arkada eve girilir, güvey bir süre sonra konukların yanına çıkardı. Kadınlar da gelinin yanına gider, eğlencelerini sürdürürlerdi. Gelinin duvağı, gerdeğe kadar açılmazdı. 

Gelin Ertesi: Gerdekten sonraki üç gün yörede "gelin ertesi" diye adlandırılır. Dost ve akrabalar gelini ziyaret eder, kutlarlar. Gelin bu süre içinde konukları gelinliği içinde karşılar, gelenlerin elini öper onlara şeker ve şerbet sunar. Köylerde ve kasabalarda kimi değişimlerle varlığını sürdüren bu gelenekler, merkezlerde büyük ölçüde bırakılmıştır. Çağrılar "okucu" yerine davetiyelerle yapılmakta, nişan ve düğün törenleri salonlarda düzenlenmektedir. Varlığını koruyan geleneklerden kına gecesi ve semaha hemen her yerde rastlanırken hamam törenleri çok dar bir çevrede sürdürülmektedir. 

Sünnet Düğünleri: Hali vakti yerinde olanlar erkek çocukları için sünnet düğünü yaparlar. Ekonomik gücü olmayanların çocukları ya yardım kurumları tarafından ya da ekonomik gücü yerinde olanların çocuklarıyla sünnet edilir. Sünnet, genellikle iki ile on iki yaş arasında yapılır. Düğün öncesinde oku dağıtılır ve sünnetle ilgili hazırlıklar sürdürülür. Düğün genellikle iki gün olarak düşünülür. Ancak bu konuda şehir merkezi ile ilçeler arasında farlılıklar vardır. Şehirde, sünnet olacak çocuk ya da çocuklar çalgı ile gezdirildikten sonra dini bir törenle sünnet edilir. Akşam, sünnet olan çocuğun acısını unutturacak, çeşitli eğlenceler düzenlenir. İkinci gün genellikle saat 08.30-13.00 arası erkeklere, 13.00"ten sonra da kadınlara yemek dökülür. Yemekler kabune, helva, fasulye ya da bütün et şeklinde yapılır. Zaman zaman helvanın yerini zerde alır. İlçelerde uygulama bundan farklıdır. Düğün bir gün olarak düşünülür. Önce genellikle çorbayla başlayan ve yörelere göre değişen yemek verilir. Daha sonra yemeğin verildiği gün, yemeğin bitiminden sonra çocuklar gezdirilerek sünnet